top of page

nereden nereye bir yazı

Merhaba

Bugün gerçekten güzel bir gün.

Sanki bugün yeniden doğmuş gibiyim. Hani okulun ilk günüdür ve heyecanlısındır ya, biraz onun gibi de.

Bir süredir buralarda sık sık yazamadım, ki aslında yazacak o kadar çok şey vardı ki. O yüzden bugün uzun yazabilirim, geçmişin düşüncelerinden girip şimdide takılıp geleceğe uzanan bir kelimeler sentezi yaratabilirim. Bilmiyorum, bugün ne düşünüyorsam buna vesile olan temeli yaratan bazı düşünceleri anlatmak da gerekir mi? Kendim sorup kendim cevaplayayım. Evet, çünkü ben böyleyim. Ve bugün aslında çok net olmakla beraber netliğimin içindeki dağınıklıkta seni kaybolmaya davet ediyorum :) Aslında asla kaybolmuyorsun ya o da ayrı bir konu. Netliğin içindeki dağınıklık da ne demek…Bir düşünceyi yaratmak için birbirinden alakasız beyin nöronlarımın birbiriyle bağlantı kurmasından ve alakasızlıkların kendi aralarında yarattığı alakadan ve ortaya çıkardıklarından bahsediyorum. Bugün emin olduğum şey şu ki, bir noktada bir düşünceyi vurguluyorsam, onu oluşturan birbirinden alakasız gibi duran onlarca temel düşünceyi birbirine bağladığım için o bir tane net düşünceyi vurgulayabiliyorum. Yani aslında sistemin tamamı farklı kuvvetlerde aslında hep çalışıyor ama sadece bir tanesi vurgulanıp kendini yerini bulduğu yerde ifade ediyor. Aynı gökyüzü gibi. Astrolojide bir insanı insan yapan kuvvetler göklerdeki her bir oluşum kadar birbiriyle bağlantılı ve bir insanın doğum anındaki potansiyeli aslında altına doğduğu gökyüzünün içerdiği potansiyelin aynısı. Yani aslında ben gökyüzüyüm de diyebilirim. Gökyüzünün kendini tasviri ile benim kendimi tasvirim arasında fark görünmesinin tek nedeni ise potansiyelleri nasıl kullanacağımızı belirleyen farkındalık düzeyindeki farklılıklar.

Bugüne gelecek olursak, ben bugün güzel bir gün dedim çünkü bugün Mars çok yeni Koç burcuna girdi ve ben girdiğinden beri gökyüzünün sahip olduğu Mars enerjisini hissediyorum. Çünkü o aynı zamanda benim de enerjim. Çünkü dedim ya, ben gökyüzüyüm. Evet, belki Mars’ım yengeç ve aslında şu anki transit Mars natal Mars’ıma kare açı yapıyor şu an gibi duruyor, ama benim şahsi düşüncem şu ki artık transit kare Mars açısının benim için krizler getiren anlamı benim için olumlu anlamda değişmiş olabilir. Çünkü ben gökyüzüydüm ya, ben de gökyüzü gibi değiştim hep, onun işleyişi gibi içimde bir saat vardı her gezegenin çarkları dönüp kendi döngülerini tamamlayan. Ve benim natal Mars’ımın bende yarattığı farkındalık da aslında her bir sene saat gibi ilerliyordu, başı 8 derece Yengeç’te başlayan. Ve sonra oldu 10, 11, 12,13…Derken bir gün geldi natal Mars’ım Aslan oldu ve şu an 3 derece Aslan’da. Biz buna aslında astrolojide progressed harita ile bakabiliyoruz. Yani ilerletilmiş natal harita. Demek istediği şey, sen doğdun ama haritanın farkındalık seviyesi her saniye zamanla birlikte ilerliyor ve büyüyor. Enerjin zamanın enerjisiyle güncellenmeye devam ediyor. Belki sen bunu hissediyorsun belki hissetmiyorsun. Ama senin gökyüzün, havan değişiyor, emin ol. Şu an transit Mars aslında natal Mars’ıma kare açı yaparken progressed Mars’ıma üçgen açı yapıyor. Ben bunu şöyle görüyorum. Ben bana doğumla bahşedilen Mars enerjisini 8 derece Yengeç ile başlattım ve 3 derece Aslan’a kadar yaşam deneyimimde çeşitli transitlerle çalıştım. Ve şu an iki nokta arasında kalan bütün Mars enerjisinin deneyimlerine ve de alabildiğim oranda farkındalığına sahibim. O yüzdendir ki bu deneyimler, farkındalıklar sayesinde şu an transit Mars her ne kadar bana güçlü bir kare enerji etkisi yaratsa da ve de öncü nitelikte de olduğundan ciddi bir kriz başlatma enerjisi tetiklese de, ben bu kare açıyı üçgen açı enerjisine döndürebilirim. Çünkü Mars’ım aslında tek bir noktada 8 derece Yengeç’te değil aslında Yengeç’ten Aslan’a uzanan o alanda mevcut. Ben o alanın Mars düzeyinde zamanla birlikte hakimi olarak transitten aldığım bu büyütmek için sıkıştıran krizler yaratan etkiyi aslında farkında olabileceğim için üçgen açı düzeyinde kullanabilirim ve o enerjiyi sıkışmışlıktan kurtarıp kolay bir şekilde akmasını sağlayabilirim. Çünkü Mars’ım artık 30 derecelik bir alana hakim, ve bu yüzden aslında element bazında artık sudan ateşe de geçtiğine göre ateşten gelen transit etkiye element uyumsuzluğu kaynaklı su olarak krizli bir tepki vermek yerine aynı tabiata sahip gibi üçgen açı gibi geleni kabul edebilir, ve de nitelik bazında bakıldığında da Koç öncüden gelen transit Mars enerjisini kabul edip alıp sabit Aslan olarak sürdürebilirim, ya da burada yeni olduğum için sürdürmeyi öğrenmem gereken deneyimler yaşayabilirim, dersim bu olabilir.

Tut ki, ilerde transit Mars Boğa burcuna geçti (6 ay sonra yani, oh ne güzel epey de uzunmuş) ve transit etki natal Mars’ıma sekstil açıya döndü. Bu da ne demek olabilir. Koç enerjisinde başlattığım ve sürdürmek istediklerim her ne ise, Mars’ın Toprak elementi olan Boğa’ya geçmesi ile başlattıklarımın sürdürülme ve ele avuca gelen şeyler olması için çabalama enerjisi diyebiliriz. Yani hayata tutunması ve sürekli var olan bir tabiata dönmesi gibi. Bu enerji aslında Natal Mars’ıma sekstil yaparak temelde benim Mars enerjimi besliyor ve destekliyor, ancak Aslan’a uzanan farkındalık düzeyi ile bu beslenme sırasında tabiki de büyüyebilmek adına sıkışmışlıklar ve krizler yaşayabileceğim anlamına gelebilir, ama bunlar tamamen büyümenin getirdiği olağan sıkışmışlıklar. Ve burada Aslan ve Boğa arasındaki ortak nokta ikisinin de sabit olması. Yani süreklilik etkisinin arttığı ve ateşle başlayan büyüme arzusunun topraklanma ile beslenmeye devam etmesi, ve büyüme süreci, sancılı mancılı :) Bu anlattıklarım ise sadece Mars düzeyinde küçük bir pencereden bakış açısı. Diğer gezegenlerin de buradaki rollerini değerlendirmiyorum bile.

Bunu neden anlattım, bilmiyorum, çünkü aslında böyle bir şey anlatacağımı düşünmemiştim, ama yazarken fikirler beni buraya getirdi. Aslında zihnimin bir köşesinde dönem dönem düşündüğüm bir teorinin hayatımda nasıl gerçekleştiğini şu an gördüğüm için dile gelmiş olabilir.

Bazen sosyal medyada astrolojik yorumlar okuyorum. Çoğunlukla olay tutulmalar, yeni aylar ve dolunay zamanı yorumları ile ilgili oluyor. Ve o anın gökyüzü fotoğrafının yorumu yapılıyor elbette. Ve tabiki de o anın anlattığı doğru olan çok şey var. Ama her bir anı sadece birbirinden alakasız gibi yorumlamak belki de eksik kalıyor olabilir. Belki de her bir derece ve işaret ettiği noktalar ve birbirlerine açıları elbette önemlidir, ama belki de o noktaya gelene kadar geçirdiği yoldaki izleri de açı yapıyordur. Belki açı yapanlar sadece noktalar arası değildir de, alanlardır. Belirli bir kesitteki alana olan hakimiyetin, o farkındalık düzeyinin başka bir noktaya, etkiye olan tepkisi, enerjiyi nasıl değerlendirebildiği, püskürttüğü mü, alıp kabul ettiği mi, kabul edip beslendiği ve sürdürdüğü mü, nasıl bir işleme maruz ettiği vesaire. Astroloji de anlar çok önemli olmakla beraber, asıl hikaye tabiki de döngülerde aslında. Çünkü anların sahneleri bazen tek başına anlamsız gibi olsa da, koca bir döngünün ve hikayenin kilit anı olabilir ve o kadar değerlidir ve aynı zamanda o anlar hikayenin kendi olarak sanılamayacak kadar da geçicidir. Bak o an şimdi gitti bile…

Nereden nereye. Aynı yollarda geçirdiğim zaman gibi. Oysa neler yazacaktım neler yazdım. Babamlarla tatil için arabayla çıktığımız yolda, 7-8 saatlik yolun 15 saat sürmesi gibi. Bu yola çıkışımızda dedim ki kendime hiç karışmayacağım, kendimi (merak ettiğim bazı nedenlerden) babamın karar mekanizmasına bıraktım. Her ne olursa olur tamam dedim :) Sabah erken yola çıkmayı planlamışken gece yarısına 1 saat kala gece yola çıkmaya karar verildi çünkü amaç sıcağa yakalanmadan serin serin Bodrum’a varmaktı. Yola çıkınca sabaha karşı öğrendim ki (sanırım babam da tam bilmiyordu orasını anlamadım) yol üstünde İzmir taraflarında bir iki yer varmış güzel, orada bir gece konaklayabilirmişiz. Navigasyon Bodrum adresindeydi haliyle, otobandayız. Yeni yerin konumu hakkında kabaca bile hiçbir fikrim olmadığı için yeni yeri navigasyona girdim ve yola devam ettik. Çok zekiyiz diye geçinen babam da ben de navigasyon alakasız bir yerden köyün birine yol gösterince navigasyonun bozuk olduğuna karar verip devam ettik, çünkü sanki gideceğimiz yerin orada tabelası olması gerekmiş gibi bir sabit fikirdeydik nedense, uykusuzluktan diye ümit ediyorum:) Meğer orası düşündüğümden de uzakmış yol üstünde çok durak varmış. Neyse sonra anladık, döndük dolaştık, yollar uzadı uzadı, yanından geçtiğimiz ve aa burası Soma imiş dediğimiz yerin bir de dönüp içinden geçtik. Güneş yeni doğuyordu ve sisli Soma’nın içinden geçiyorduk. Uzaktan baktığım termik santrale bir de yanından geçerek bakıyordum. Bu enerji santrali sayesinde belli bir enerji elde ediliyordu ama bedelini burası ödüyor gibiydi, çünkü kentin üstünde çökmüş o kadar kalın bir hava tabakası vardı ki burada uçan kuşlara şaşmıştım, neden burada yaşıyorlar acaba diye. O kadar ağır ve sisliydi ki, yeni doğan güneş bile parlayamıyordu. Belli bir zaman sonra ancak o kalın havanın üstüne çıktıkça parlamaya başlamıştı. Acaba somalılar soludukları havasızlığın farkında mıydılar diye geçirdim içimden. Aklımda enerji santrali, yaktıklarımız, güç ve enerji için tükettiklerimiz, kirlettiğimiz hava ve enerji uğruna sahip olduklarımız ve nefessizliklerimiz vardı. Ve tabiki de bir türlü parlayamayan bir Güneş. O koca güneş bile kendi tabiatını göstermek için epey yükselmek zorundaydı. Şehirden tam çıkarken başka bir ürünün sanırım kahve idi bir reklam panosu vardı yol kenarında, unuttum şimdi sloganı, ama yeni güç ve yeni enerji, enerjini değiştir gibi bişilerdi kelimeler. Sonra tuvalet için durduğumuz benzincide tuvalette de gördüm aynı reklamı kapının içinde. Dedim hmm yok artık, sırf meraktan bütün tuvalet kapılarının içine baktım, bir tek benim seçtiğim kapının içinde vardı diğerleri boştu. Bu enerji konusuna uzunca yeniden değineceğim bir ara…Yoldan sapmayalım :) Sonunda konaklamak istediğimiz yere geldik, kimse beğenmedi, vazgeçildi, yola devam etmeye karar verdik. Eee madem burası böyle bir de şuraya bakalım orası nasılmış acaba, hadi şuradan geçelim istersek kalırız belki derken hiçbirinde kalmadan geze geze dolana dolana, yola çıkış amacımız olan sıcağa kalmamak amacımızdan epey sapmış olarak yeni yollara sapa sapa Bodrum’a 15 saatte geldik sanırım. Sonrası sevgili fareler ve büyük tuvalet temizliği hikayesi zaten :)

Yol üstünde fikir değiştirmeler, çıkış amacını unutma, yolların uzatılması, amacından sapma, sonradan vazgeçeceğin isteklerin peşinden koşup sonra vazgeçmeler, şaşkınlık…Hem doğaçlamalarla dolu, hem esnek ve yaratıcı, hem zengin olabilen, hem de enerji tüketebilen ve bir yere vardırmayan, sonunda elle tutulan bir şey bıraktırmayan bir şey de olabilir. Gözlemlediğim kadarıyla, sanırım babamdan da gelen bir şey bende de var. Kıvrılmaya, sapmaya, dallanıp budaklanmaya meyilli bir zihin hali. Her şeyi kurgulayan yorumlayan bir zihin hali. Babam sabit otursa hiçbir şey yapmasa ya ayak sallar, ya el parmaklarıyla oynar, bir saniye duramaz. Kızım da aynı şekilde aslında. Bir yeri en durduğu halinde bile mutlaka oynar. Eminim bu herkeste belirli seviyelerde vardır, ama sanıyorum ki bizde bunun seviyesi oldukça yüksek. Kızım da babam da kafalarından kurgu yazmakta yazdıkları senaryolara duygusal tepkiler vermekte gerçekten iyiler. Keşke diyorum babam bilim kurgu, korku ya da fantastik bir kitap yazsaydı ve bu enerjisini bu şekilde değerlendirseydi. Bir amaç için kontrollü bir yönlendirme yapsaydı belki de sağa sola gereksiz şeylere bu kadar zihnini yormazdı. Yeteneklerin doğru yönlendirmelerle kullanılmadığında yanlış yerlerde kontrolsüz türeyip insanı nasıl da zehirlediğini görüyorum. Bu yol doğaçlama ve sürprizlerle dolu zengin bir yol da olabiliyor, ya da olumsuz tezahüründe de doğaçlamalar gereksiz enerji kaybı ve kaybolmalar, sürprizler de başa gelen ve nasıl başa çıkılacağı bilinmeyen ani gelişmelerden ibaret oluyor.

Ben de yolumu bazı zamanlar uzattığımı biliyorum. Daha bugün başıma geldi. İyi ki de bugün uzattım da bunun farkına vardım diyorum. Sonra kendime gülerek ve bunu düşünerek yola devam ettim. Her zaman gittiğim yolu bir süredir gitmeyince sapağı unutup kaçırınca yollar karıştı gerçekten. Hatta navigasyonu açıp bir de uymayarak hiç görmediğim yerlerden geçe geçe yol aldım. Ama bugün gelmek istediğim bir yerdi ve geldim her ne kadar uzatmış da olsam.

Aynı, bir zamanlar gittiğim bir okul vardı ve ben ilk gün oraya yaklaşırken kapısını bulamamıştım :) Bir sağa gittim bir sola gittim kapı yok. Görememiştim çünkü meğer kapı tam ortadaymış, ve önünde de bir ağaç olunca önünü kapatmış haliyle ilk bakışta görmemiştim. Ama ağacın da suçu yok, ağacı geçince de görmemeye devam ettim :) Daha kapıyı bulmak için yolu uzatan şaşkın bir insan olarak sonunda nasıl oluyor da buluyorum şaşıyorum.

Aynı, her yazı yazışımda şunlardan bahsedeceğim diye başlayıp ordan oraya savrulan yazılarım gibi. Eskiden hiç başlamamayı, yazmamayı tercih ederdim, şimdi ise yazıyorum çünkü sonunda varacağım yere elbet nasılsa varıyorum, evet biraz uzun oluyor bazen ama olsun, ve de o sırada keşfettiklerim ise bana kar kalıyor. Aynen bugün Mars’ı ve haritanın yaşayan derinliğe ve genişleyen bir alana sahip olduğunu, noktalardan ziyade bu alanlardan her bir derinlikte bir şekilde etkilendiğimizi (yeniden ) keşfetmem gibi. Ve benim eğer ki bu alanlarımı kabul edersem, gökyüzündeki o andaki her etkiyi bir şekilde faydalıya çevirebilecek bir yaşa, bir etkilenme alanına ve farkındalığa ulaştığımı görebilir ve ona göre gökyüzü ile yani aslında her şey ile uyumlu ve rezone yaşayabilirim.

Nasıl ki gökyüzü aslında içeriği ne kadar değişiyor olsa da aynı gökyüzü ise, bizler de aynı şekilde içeriğimiz, ömrümüzün uzunluğuyla harita derinliğimiz değişse de aynı gökyüzü gibiyiz. Belirli bir derinliğe, olgunluğa, ve alana sahip olunca, hakim olabileceğimiz boyutlarımızın farkındalığı arttıkça, etkileşme alanımız büyüdükçe ve olumsuz açılarımız zamanla (içsel olarak) olumlularla desteklendikçe aslında tercih yapabilme, irade kullanabilme ve haritamızı gökyüzüyle daha sağlıklı rezone olarak yönetebilme yetisine sahibiz. Yani bir nevi bütün gökyüzünü içine dolduracak bir derinliğe ulaşmaktan bahsediyorum. Ve hatta geçmiş gelecek şimdinin iç içe geçtiği çok boyutlu bir etkileşim bu aslında.

Sanki çalgı aleti gibiyiz, madden büyüdükçe ve şekil buldukça içinden maneviyatın akabileceği bir aracı gibi. Bir flüt gibi. Sen istesen de istemesen de ya da öyle olduğunu bilmesen de bir küçük parça iken zamanla spirallene spirallene yavaş yavaş bir flüt şeklini aldığını düşün. Ve notaları çıkaracak deliklerinin sırayla belirginleştiğini düşün. Onu kimse kullanmazsa öylece durabilir. İçindeki hava öylece durabilir. Ama aynı flüt nasıl kullanacağını bilirsen bir çubuktan fazlası olabilir. Belki başlarda kafa şişiren ses kalabalığı, belki koronun ahengini bozan bir parazit :) belki yarın güzel bir şarkı. Orada bahsettiğim hava belki gökyüzü ise, ve sen de flüt isen çalan kim? Aslında şarkı ortaya çıkınca ne içinden geçen hava, ne de flüt kalıyor, ortada sadece şarkı kalıyor ve onu çalan. İşte sanırım, hava da flüt de şarkıda buluşuyor, yani çalanda. Çalan ise tamamen farkındalık. Yani belki de hava, gökyüzü bir flüt olmasa o şarkıyı duyamaz, bir flüt de hava olmasa nasıl üflenip çalınabilir ki. Bir farkındalık da havaya ve flüte sahip olmasa nasıl şarkıyı çalabilir ki? Hepsi buluşunca kimse ne havayı, ne flütü görüyor. Herkes şarkıyı dinliyor, ve belki çalanı da ona bakıyorsa eğer görüyor.

Nereden nereye…

Aslında kafamdaki yazmayı istediğim bazı kavramların sonucu buraya geldim. Bir süredir bir enerji değişimidir gidiyor aklımda. Ama aslında mevzu yönetim ile ilgili. Enerji, kuvvet, güç gibi konularla ilgili şeyler var aklımda hep. Ve bunların sürekli şekillenmesi ve fikirlerin oluşması beni yönetme, yetkilendirme, irade ile idare etme konularını düşünmeye yönlendiriyor. Tabiki de sahip olduklarımı... Bana ait olanlara sahip çıkma. Sahiplenme, ve yönetimi elime alma. Kendi gücümü yönetme ve yönlendirme, kendi işimi kendi bildiğim gibi yapma eylemleri vs. İşte bunların hepsi bir yerde marsa da çıkıyor. Yazının başında yeniden doğmuş gibi yazdım ama nedenini bile yazamadım aslında. Onları da belki bir sonraki sefere yazarım artık..

Nasılsa tatil bitti ve İstanbul’a döndüm ve artık benim için okul yeniden başladı :) (ne de olsa Mars 6. Evime girdi artık, çok çalışma ve disipline olma zamanı) benim kendi okulum, mars ile başlayan ve tetiklenen ateşli bir yolculuk…

© 2023 by The Artifact. Proudly created with Wix.com

bottom of page