ZİHNİ MEDENİYET
- Hande G
- 22 Tem 2020
- 3 dakikada okunur

Geçen gece bir rüya gördüm. Rüyalarımda evde olduğumu çok sık görürüm ve her biri de kendine özgüdür o rüya her nasıl ilerliyorsa.
“Bu rüyada da evimdeymişim. Ama ev ve sokak benim şu an yaşadığım evden başka bir yer. Sanki biraz ananemlerin sokağına benziyor gibiydi. Ve evlerin her biri ayrı birer renkte idi. Ve ben pencereden dışarı bakıyorum. Bir rüzgar esiyor ve bu yüzden karşıdaki evin sallandığını görüyorum, ama bir şey olmuyor. Derken az sonra yine daha bir güçlü rüzgar esiyor ve bu sefer karşıdaki o evin bir yanındaki pembe bir ev, bina sallanmaya başlıyor. Ve ben hiç beklemez iken bir bakıyorum ki ev(bina) yıkılıyor ve şaşırıyorum nasıl olabilir de sadece bir rüzgar ile yıkılabilir diye. Herkes ve ben dışarı çıkıyoruz bakmak için, ve neyse ki binada kimseye bir şey olmamış diye rahatlıyoruz. Ama ev yerle bir. Evime dönüyorum, gözüm az sonra yanımdaki komşu binaya takılıyor. Orada bir an içinde yaşayan bir komşumu görüyorum, pencereden dışarı bakıyor ve sonra içeri geçiyor. Ben ise bir süre daha sadece o odaya bakmaya devam ediyorum. Sonra içimden düşünüyorum, ne kadar çok ev var, bu evlerin içini bilmediğimi düşünüp merak ediyorum…”
Gerçek hayatımda o gecenin gündüzünde ben belirli bazı kararlarımı ortaya dökerek hayatımdaki bazı şeyleri sonlandırma yönünde yol almıştım. Şimdi düşünüyorum da, eğer rüyamın içindeki her ev benim rüyama aitse ve bilincimin bir yerindeki bir bitiş ile bu ev bitiyorsa, orada gördüğüm her ev aslında sadece benim bilincimin birer yansıyan ürünü. Ve gördüğüm her insan da benim gördüğüm haliyle her ne ise aslında benim düşüncelerim ve yaratımımdan ibaret. Ve ben kendi rüyamda, bilincim, dünyamın içinde bir yaşam yaşıyor olsam da aslında gerçekte hiçbir zaman o evlerin içinde yaşamıyordum. Gerçek hayatımda yaşadığımı sandığım bile rüyamda ayrı bir evmiş benim yarattığım. Ve daha nice bir sokak dolusu yarattıklarım. Hayatımda yaşamım sandıklarımın hepsi sadece benim zihnimin illüzyonundan ibaret. Durumlar, insanlar… Ben ise aslında sadece bir tek evin içindeyim o rüyanın içinde. Geri kalan her şey ise benim bilincim ile yarattığım, inşa ettiğim koca bir sokak dolusu evler. Ve ben her bir evdeki her bir insanla yaşadığımı sansam da aslında sadece zihnimdeki o sanal insanlarla yaşıyorum aslında.
Ve ama bu insanlar gerçek, o zaman ben sana, sana ve sana baktığımda gerçekten seni mi görüyorum yoksa kendi zihnimi mi? Sen de bir rüya mısın yoksa gerçek misin? Ve bu sorunun cevabını sana sorsam da aslında kendime soruyorum. Eğer bir rüya isen o zaman sen benim bir zihnimin ürünüsün ve demek ki aslında kendime soruyorum “sen” diye. Eğer gerçek isen, bu sorunun cevabını düşünüyorum, düşünüyorum ama bulamıyorum. Sende kayboluyorsam o zaman gerçeksin belli ki :)
Öyle olabilir mi gerçekten? Karşımızdakine gerçekten bakıyorsak ve ne olacağını bilmediğimiz uçsuz bir sonsuzluk görüyorsak o zaman gerçekten bakıyor olabilir miyiz? (Bu o insanın artık bir ayna olmak yerine aynanın arkasındaki gerçek hali olması mı demek?)
Görmek istediklerimizi görüp sevip, göremeyince eleştirip durup, ya da görmek istediğimiz gibi olması için tamir etmeye çalışmak yerine, bakıp sadece koca bir soru işareti görmek. Ve belki başta korkup, belki heyecanlanıp merak ederek, ama belli ki macera dolu. Bir insanın gözüne gerçekten bakıp, oradan içeriye giden yolun nereye gittiğini gerçekten bilmemek, ve de oradan yapacağın yolculuğun nasıl olacağını bilememek. Neyle karşılaşacağını bilememek. Burada en önemli olan şey bilememe halini kabullenme ve o halin olması gereken olduğunu hatırlamak belki de (kendi zihninin yanılgılarına bir daha düşmemek için).
Yola çıktığında ve bilmediğinde ne göreceğini, yaşayacağını bir bak bakalım sen nasıl yolculuk yapıyorsun. Hep kötü şeyler mi görüyorsun, yoksa bulutlara mı bakıyorsun, hayaller mi kuruyorsun, belki bütün yol uyuyorsun hiçbir şeye bakmıyorsun ya da yolu uzatıp uzatıp duruyor keşfe çıkıyorsun, belki eğleniyorsun belki sıkılıyorsun ve daha niceleri. Sen nasıl bir yolcu isen, bir insanın gözüne baktığında oradan içeri ne kadar nasıl girebildiğin ve yol alabildiğin de belki bunun gibi bir şey. Benim topraklarıma yol almak istiyorsan gel buyur, ama yolcu olduğunu unutma. İstediğin kadar kamp yap, uyu, takıl, muhabbet et, belki bir katkın olur paylaşımlarınla da zenginleştir beni. Ama beyaz insanlar gibi sömürgeci zihniyetle her yeri fethederek ve sahiplenerek kendinin yapabileceğini, kendi zihniyetini ve evlerini buraya inşa edebileceğini zannetme. Burası benim rüyam, benim dünyam, benim zihnim, benim medeniyetim, hep büyüyen ve dönüşen bir ben.. Ve buralar artık çok rüzgarlı.
Sen ‘Sen’i bırakabilirsen kapım açık, kapılarım açık bulup da girebilene. Giriş de açık çıkış da açık…
(Ne tesadüf bu yazıyı yazarken bulunduğum yerde kapımın üstünde de bunlar yazıyormuş :) )
